kişisel web sayfası, yazılar, yorumlar, makaleler, özgeçmiş
her şey hakkında bir şey veya bir şey hakkında hiç bir şey...

Hikayeler ve Espriler II (25 Ağustos 2007)


Prof X, haydi adını vermeyeyim, üniversitenin birinde nükleer fizik dersleri veriyordu,
ama bir türlü kadroya alınmamıştı. Bu konuda bir kaç kez müracaat etmiş olmasına
rağmen münhal kadro olmadığı gerekçesiyle başvuruları geri çevrilmişti.

Sonunda dekan onu çağırarak şöyle dedi:

"-Boş bir kadromuz var, ama bize bayan bir fizikçi lazım, sen erkeksin; bize katı hal fizikçisi lazım, sen nükleer fizikçisin; ve bize bir deneysel fizikçi lazım, sen teorik fizikçisin."

Prof X bir an düşündükten sonra cevap verdi:

"-Şartlarınızın ilk ikisini kabul etmeye hazırım, ama deneysel fizikçi! Asla!"



Einstein bir çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün
kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında
oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför,

"-Dr Einstein," dedi, sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık
yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum." Yaşlı adam pası almıştı.

"-Pekala," dedi, "şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve
şapkalarımızı değişelim ve sen konuş."

Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki
konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla
götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi:

"-Böyle basit bir şeyi sormanız gerçekten çok garip," dedi, "şimdi arka sırada
oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim."

(Dikkat: Bu sadece bir hikayedir, gerçek kişi ve olaylara benzerliği sadece
tesadüften ibarettir.)



The Feynman Lectures on Physics'in bütün ciltlerinde Feyman'ın bongo davulu
çalarken çekilmiş bir resmi vardır. James Gleick'ın Dahi, Richard Feynman ve Modern
Fizik'te yazdığına göre, İsveçli bir ansiklopedi yayıncısı Feynman'dan bu fotoğrafın
bir kopyasını istemiş ve onunla "teorik fiziğin temsil ettiği zorluklara insani bir
yaklaşım kazandırmayı" düşünmüştü. Feynman patladı.


"-Sayın Bay," diye karaladı, "benim bir davul çalıyor olmamın teorik fizikçi
olmamla hiç bir ilişkisi yoktur. Teorik fizik insani bir faaliyettir, insan eliyle
gerçekleştirilmiş en yüksek gelişmelerden biri - ve onunla uğraşan insanların da
insan olduğunu sürekli (bongo davulları çalmak gibi) az sayıda diğer insanların yaptığı
şeyleri göstererek kanıtlama arzusu bana hakarettir.

Ben size, cehenneme kadar yolunuz var, diyecek kadar insanım."





Bence uçan daireler hakkındaki raporların, dünyadışı zekaların bilinmeyen mantıklı çabalarından ziyade dünyalı zekaların bilinen mantıksız niteliğinin bir sonucu olması daha çok muhtemeldir.

--Richard Feynman



Einstein'dan relativite teorisini basitçe anlatmasını isterler bir gün. O da, "size
bir hikaye anlatayım," der.


Geçenlerde arkadaşım John'la dolaşıyorduk. John anadan doğma kör. Bir parka
gidip bir banka oturalım ve biraz dinlenelim dedik.

Biz oturmuş sohbet ederken bir sütçü yanımızdan bağırarak geçti. John sordu:

"-Al, bu adam niye bağırıyor?"

"-O bir sütçü. Süt satmaya çalışıyor."

"-Süt nedir?"

Dedim ya, o anadan doğma kör.

"-Süt beyaz bir sıvıdır."

"-Sıvıyı anladım, fakat beyaz nedir?"

"-Kuğu kuşlarının rengi gibi yani."

"-Kuşu anladım, fakat kuğu nasıl bir kuştur?"

"-Hani şu parklarda filan bulunan eğri boyunlu kuş."

"-Boynu anladım da, eğri nedir?"

Baktım olacak gibi değil, onun elini tuttum ve kolumu kıvırarak elini omzumdan
bileğime kadar gezdirdim ve

"-İşte eğri böyle bir şey," dedim. O zaman John,

"-Haaaa!", dedi, "işte şimdi sütü anladım."



(Dikkat: Bu sadece bir hikayedir, gerçek kişi ve olaylara benzerliği sadece
tesadüften ibarettir.)



Fizikçi sorunu anladı!

Bir bir rahip, ayyaş ve bir fizikçi giyotinle idama mahkum edildi.

Önce rahip çıkarıldı. Ona "yukarıya mı bakmak istersin aşağıya mı?" diye sorulduğunda, "gökleri son olarak bir kaç saniye daha seyredebilmek için yukarı bakmak isterim," dedi. Cellat onu yüzü yukarıya bakacak şekilde bağladı ve bıçağı serbet bırakacak mekanizmayı çekti, ancak bıçak rahibin boğazına birkaç santimetre kala durdu. Seyirciler "bu bir mucize!" diye bağırıştı. Bunun üzerine rahip serbest bırakıldı.

Sonra ayyaş çıkarıldı. Ona da "yukarı mı bakmak istersin aşağı mı?" diye sorulduğunda, "son olarak bir kaç yudum daha içki içebilmek için yukarı bakmak isterim," dedi. Cellat onu yüzü yukarıya bakacak şekilde bağladı, ağzına içki döktü ve bıçağı serbet bırakacak mekanizmayı çekti, ancak bıçak ayyaşın boğazına birkaç santimetre kala durdu. Seyirciler "bu bir mucize!" diye bağırıştı. Bunun üzerine ayyaş serbest bırakıldı.

Sonra fizikçi çıkarıldı. O da yukarı bakmak istediğini söyledi. Cellat onu da yüzü yukarıya bakacak şekilde bağladı ve işini yapmaya hazırlandı. Bu arada fizikçi gözleriyle mekanizmayı inceliyor ve kalabalık da üçüncü bir mucizenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini merakla bekliyordu. Cellat elini mekanizmaya uzattığında fizikçi konuştu: "Bir dakika bekle, sorunu anladım."



Alaska'da araştırmalar yapan bir grup bilimci, oda sıcaklığında çalışacak süperiletken keşfetti.



İstatistik öğrencisi doğru-yanlış türü sorulardan oluşan bir sınavdaydı. Ders çalışmadığı her halinden belliydi, çünkü sınavın başından sonuna kadar yazı tura atmıştı. Sonunda sınav bitti, herkes kağıtlarını teslim etti, sadece o para atmaya devam ediyordu.

Hoca onun yanına gitti ve "evladım, hem çalışmamışsın, hem de kağıdını hala teslim etmedin," dedi.

"Şşşşt!" dedi öğrenci, "cevaplarımı kontrol ediyorum."



Bir salyangoz yolu geçerken ona bir kaplumbağa çarptı. Acil serviste gözlerini açan salyangoza neler olduğu sorulduğunda, "pek hatırlayamıyorum," dedi, "her şey o kadar hızlı oldu ki!"



Üç çocuk oturmuş, "benim babam seninkini döver," muhabbeti yapıyordu.

"Benim babam," dedi biri, "o kadar hızlıdır ki, bir ok attığında oktan önce hedefe varır."

"Bu da bir şey mi?" dedi diğeri, "benim babam tabancasıyla ateş eder, sonra da mermiden önce hedefe varır."

"Bırakın bunları yaa!" dedi üçüncü, "benim babam memurdur; mesaisi 18:00'de biter ve o 16:45'te evde olur."



S: Işık niye saniyede sadece 300 bin km gibi bir hızla gidiyor? Bilimciler daha iyisini yapamıyor mu?

C: Haklısın. Işığın saniyede 300 bin km yol alması çok utanç verici, ama fizikçiler hala bu sorun üzerinde çalışıyorlar. Hali hazırda saniyede 350 bin km hızla giden bir araç var, fakat onun farlarından çıkan ışık saniyede ancak 300 bin km gidebiliyor. Tabi bu, aracın otoyolda yanlış yolda gidiyormuş gibi görünmesine neden olmakla birlikte, hem farları kapalıymış hem de ışık aracı takip ediyormuş gibi bir duruma yol açıyor. İşte bu nedenle bugünlerde bir çok fizikçinin sürücü belgesi yok.

--Ask Dr Science.




Aranıyor!

Schrödinger'in kedisi

Ödül: $10,000

Ölü veya diri




Bu harika olmalı! Tek kelimesini bile anlamıyorum.

Benzer bir espriyi İTÜ elektrik mezunu bir arkadaşım bir hoca hakkında yaptığını söylemişti: "Yaa, bu adam harika şeyler anlatıyor; bir de anlayabilsem!"

Yine aynı arkadaşın aktardığına göre hoca soruyor:

"-Termik röle ne işe yarar?"

"-Motoru korur, korur, korur!" diyor bir kaç kişi birlikte.

(Bu slogan o günlerde bir motor yağı reklamında kullanılıyordu.)

Şunu da aynı arkadaş aktardı:

Yoklama için sınıfta dolaştırılan kağıda herkes ismini yazıyor. Kağıt hocanın eline ulaşınca hoca sınıfı ve kağıttaki isimleri sayıyor. Doğal olarak kağıttaki isimlerin sayısı daha fazla çıkıyor. Hoca da kağıttaki isimleri tek tek okuyarak yoklamayı tekrarlıyor ve cevap gelmeyen isimleri karalıyor. Okunan isimlerden biri de Danyal Topatan (artist, öldü). Sınıf zaten anlaşmalı ve hazır, hep birlikte cevap veriyorlar:

"-İçimizde!"



Bazıları insanın var olma nedeninin "galaksinin bir beyin evrimleştirme arzusu" olduğuna inanıyor.

Pesimistler de bunun "galaksinin bazı gezegenlerden kurtulma arzusu" olduğuna inanıyor.



75 yıl kadar önce Harvard kütüphanesini ziyaret eden Avrupalı bir fizikçi Tabiat Felsefesi raflarını bulamadığından şikayet ederek kütüphane görevlisinden yardım istemişti.

Görevli "biz ona bugünlerde fizik diyoruz," diye cevap vermiş ve onu fizik raflarının bulunduğu yere götürmüştü.



Yaratılışın tarihi

Herkesin bildiği gibi yaratılış İsa'dan önce 4004'te vuku buldu. Kesin konuşmak gerekirse tam olarak MÖ 21 Mart 4004, Çarşamba günü saat 18:00'de.

Bu tarihin kanıtları tamamen dokümanlardan geliyor. MÖ 4004 senesi, Başpiskopos Ussher tarafından Yahudi takvimine göre Tufan'ın vuku bulduğu sene olan MÖ 2348'e Tekvin kitabında adı geçen her şahsın ömrü eklenerek elde edilmiş. Diğer detaylar da yine aynı kitaptan şöyle çıkarılıyor:

*Saat 18:00

Tekvin kitabına göre yaratılış gündüzlere ve gecelere bölünmüş ve yaratılışa akşam vakti başlanmıştır; çünkü Yahudilere (ve Müslümanlara) göre gün akşam vakti başlar.

*Çarşamba

Tekvin kitabına göre dünya dördüncü günde yaratıldı. Pazar ilk gün olarak kabul edilince dördüncü gün Çarşamba olur.

*21 Mart

Gündüz ve gece uzunluğu senenin günlerine göre değişir, bu nedenle yaratılışın, gündüz ve gece sürelerinin eşit olduğu ekinokslardan birinde gerçekleştiğini kabul etmek son derece mantıklı bir yaklaşım olur. Bahar ekinoksu her zaman güz ekinoksundan önemli olduğu için de 21 Mart tek seçenek olarak kalıyor.



Kabul etmenin 4 safhası:


1. bu değersiz saçmalık,
2. bu ilginç fakat sapkın bir görüş,
3. bu doğru fakat neredeyse tamamen önemsiz,
4. ben bunu hep söyledim.

(J.B.S. Haldane, Journal of Genetics #58, 1963, p.464)



Geri Dön | Ana Sayfa
 
Son güncelleme: 30 Ağustos 2008 00:01
Bu sayfadaki içeriği izinsiz kopyalayan eşek kulaklıdır.
© Ali AYEN Ankara - 2007