 |
Edebi-yat (24 Ağustos 2007)
(Bu olayda adı geçen kahramanlar hayal ürünü değildir. Bu olay Pategonya’nın güzide okullarından biri olan fİncirli Lisesi’nde geçmiştir. Kaynak kişi: mAli nAyen)
O sabah uyandığımda havanın her zamankinden daha karanlık olduğunu hissettim. Pencereden dışarı baktığımda havanın siyah bulutlarla kaplı olduğunu gördüm. Oysa bir yaz sabahıydı ve nadiren yağmur yağardı. İşte o an başıma bir şey geleceğini anladım.
İstemeyerek üstümü giydim sonra kahvaltımı yaptım. Fakat başıma gelecek şeyi düşündüğümden doğru düzgün bir şey yiyemedim. Apartmandan çıktığımda hava sanki biraz daha kararmıştı ve benim okula gittiğim yönün ters yönünde sert bir rüzgar esiyordu. Sanki hava bile benim okula gitmemi istemiyordu. Okula girdim, merdivenleri çıkarken ayaklarım beni aşağı çekiyordu. Derse girmemeyi düşündüm. Zaten on beş dakika geç kalmıştım. Son anda derse girmeye karar verdim. Sınıfın kapısına geldim. Kapıyı vurduğum anda benimle birlikte kulakları sağır eden bir gök gürültüsü duyuldu. İçeriden ses gelmiyordu. Kapıyı bir daha çaldım ve içeriden yüksek tonda “Gir” cevabını aldım. Kapıyı açtım ve içeri girdim. O anda bir şok geçirdim. Bütün arkadaşlarım inanılmaz bir edebiyat işkencesi altında adeta taş kesilmişti. Ben geçirdiğim şokun etkisiyle hocaya: “Hocam ben şey ettim de şey olduğundan şey oldu şey ederim” dedim. Hoca da bana:”Ne diyorsun oğlum. Otur yerine” dedi. Ben dizlerim titreyerek sırama doğru yürüdüm. Sıranın üstüne kapanmış olan arkadaşımın omzuna dokundum. Kafasına kaldırıp bana baktığında uzun bir çığlık attım. Çünkü arkadaşımın göz bebekleri yerinde yoktu. Arkamdan bazı sesler geliyordu. Arkamı dönüp baktığımda diğer arkadaşlarımın da aynı durumda olduğunu gördüm. Bir şeyler mırıldanıyorlardı. Dikkatli dinledim ve “Mefailün, failün, failatün” gibi bir şeyler söylediklerini anladım. Öğretmene baktığımda içten içe tecavüzcü Coşkun gibi gülüyordu ve gözleri kıpkırmızıydı. O anda hayatım boyunca inanamayacağım bir şey oldu ve kapı çalındı. İzin verilmesini beklemeden içeri bir kadın ve yaklaşık on tane polis girdi. İnanılmayacak bir şeydi. Bu kadın haberlerde gördüğüm karakol basan milletvekiliydi. Polisler öğretmeni yakaladılar. Milletvekili ise öğretmenin çantasında edebiyat kitabı, Baki’den şiirler kitabı ve kaseti gibi bir çok işkence aleti buldu. Bana geçmiş olsun deyip sınıftan ayrıldılar. Ben kurtulduğumu zannediyordum fakat bir sorun vardı: arkadaşlarım normale dönmemişlerdi ve üzerime geliyorlardı. Bir yandan da “failün, mefailün” gibi şeyler mırıldanıyorlardı.
Birden ben de ayağa kalkarak “Mefailün, failün, failatün” diye bağırdım. Hoca da bana “Aferin oğlum sana sözlüden 100 veriyorum” dedi. Ben hala o olayın şokunu yaşıyordum. Arkadaşlarıma baktığımda normal olduklarını gördüm. Zaten bütün edebiyat derslerimiz böyle hikaye gibi rüya görerek, yani Edebi-yat’arak geçiyordu. Şimdi bu derse neden Edebi-yat denildiğini daha iyi anlıyorum.
Geri Dön
|
Ana Sayfa
|
|
|