kişisel web sayfası, yazılar, yorumlar, makaleler, özgeçmiş
her şey hakkında bir şey veya bir şey hakkında hiç bir şey...

Bitecek Dertlerimiz...mi acaba? - Ali Ayen (24 Ağustos 2007)

Lisenin son baharında yakaladı kaderin cilveli oyunu beni. Bir bela ül püskülatı sardı ki başıma, illallah demek bile disiplin suçu. Haftada iki gün olağan işkencesini, düzenli çeken insanlarla dolu bir sınıf olmuştuk.

“Beni edebiyata lisedeki öğretmenim yöneltti” diyen yazarlara söve söve günlerimiz geçiyordu. Zavallı bizler sanki kafese konulmuşuz da yem yerine edebiyat veriliyordu. Bir nevi hayat sanki mübarek. İnsanın yedikçe karşısındakine tüküresi geliyordu ama edebiyat öyle kuru bir şey ki ağzımızdan teneke sesleri geliyordu. Ama benim gözümde edebiyatçı ancak ve ancak bir Filistin askısı, tazyikli su veya cop gibi bir şeydi.

Kafalar emir kipine entegre olmuş, beyinler sulanmıştı. Ama ne yazık ki ders daha yeni başlıyordu. Tam bir diktatör havasıyla sınıfta dolaşıyor, sağa sola emirler yağdırıyordu. “Sağa bakma, hişt, sen, beni dinle, kimden geldi o kokulu ses, sadece bana bakacaksınız. Sen konuşma, sen, gel de çizmelerimi boya, taam mı çocuklar?

Her zamanki gibi atalarımız haklı çıkmış, gelen gideni aratmıştı. Aslında atalarımızın söylediği şeyler atmasyon şeylerdi ama tutuyordu meretler. İşkence günlerinde sırasıyla Lise 1 ve Lise 2’deki hocalarımızı yad ettikten sonra malum işkence başlıyordu.

“Sınıf rahat, hazır ol. Sağ baştan saymaya başla... Tamam kes. Sabah sporu, çevir sayfaları, bir-ki-bir-ki, tamam sayfa 35, Orhan Veli Öğrenci-ül Edebiyat-ı Mezar, oku Ali. Şşşt Ali. Uyuyorsun öylemi. Uyandırın şunu. Sana ceza 100 şınav. Tamam boş ver. Tekrarla bakayım. Failatün, failun, mefailun”

“Hocam ben şınav çeksem?
“Olmaz. Hocaya karşı gelmek ha? Çık dışarı, terbiyesiz!”
“Tamam hocam kızma. Failatün, cemaatün, faili meçhulun.

100. Yıl Karakolu bizim hocanın transferi peşindeydi. Söylediklerine göre gavurun son icadı işkence aletleri bile onun kadar etkili değilmiş. Ama ne var ki bizim zalim müdür başlığı yüksek tutuyordu. Birkaç kere müdürü ziyaret etmiş ve “Komiserden daha iyisini mi bulacan, ver gitsin” demiştik ama nafile.

Bundan her ne kadar memnun olmasa da edebiyatçı teknolojinin son harikalarını denemek için can atıyordu. En çok da zincirli sıraları denemek istiyordu minik yavruları üzerinde. Hele bir alet görmüştü ki... Bu yeni makine bir saat içerisinde insanı edebiyat manyağı yapıyordu. Kendisi de bu makineye girmek istiyordu ama kader buna izin vermiyordu. Kader çok güzel yapıyordu. Bir ara gözü bir şeye takıldı. Uzunca bir şey bu. Kapkara, parlak, sert... Yaklaşık yarım metre boyundaydı. Ne de güzel sallanıyordu. Bizimkinin içi gidiyordu ama sadece özel günlerde kullanılırdı. Ne kadar yalvardıysa da baş komiser copunu vermedi ve kağıt oynamaya devam etti.

..........

Bir ses, yok yok bir müzik bu, kimden geliyordu acaba? Birden edebiyatçının kulaklarının arkasından bir anten belirdi ve edebiyatçı çocuğun birinin hotsüçonu’nu gsm900’den buldu. Alkış, ıslık bir kıyamet ama boş. Bizimki baş komiserden yürüttüğü o şeyi gösterince bütün sınıf sustu. Sadece organik gaz sesleri geliyordu.

Sınıf bu durumda dururken gerilim de hayli arttı. Bu gerilim her zamanki gibi sonuçlanmış, edebiyatçı hotsüçonu hacılamıştı.

Muhtelif internet sitelerinde yılın, yüzyılın hatta bin yılın diktatörü makamına aday gösteriliyordu. Fakat son anda Adolph Hitler’in arkasından ikinci olmuştu. Fakat diktatör beyni buna razı olmuyor ille de birincilik diyordu. Bu yüzden ikinci olduğu sitelerin hepsini heckledi.

Pentagon’dan teknik destek alan hoca işkencelerin dozunu iyice arttırmıştı. Hatta kendi kendine işkence aletleri yapıp lisanslarını bile almıştı.

En iyi aletlerini kobayların üstünde denediği bir gün elden ele dolaşan bir kağıt gördü. O anda bir kaplan çevikliğinde atladı ve notu yakaladı. Zaten ona ormanda on kaplan gücünde diyorlardı (her ne kadar kaplanlar razı olmasa da). Yakaladığı notu okumak ona büyük bir haz veriyordu.

“Sevgili Hocam,

Siz büyük bir haz ve nefretle bu notu
okurken tüm sınıf çoktan firar etmiş olacak.

Bilginize...”

Edebiyatçı ne yapacak, sınıf gerçekten de firar etti mi, borsa yükselecek mi, Gastsaray şampiyon olacak mı, edebiyat dersi kaldırılacak mı? Hepsi gelecek bölümde...

-To be continued-



Geri Dön | Ana Sayfa
 
Son güncelleme: 20 Ağustos 2008 14:32
Bu sayfadaki içeriği izinsiz kopyalayan eşek kulaklıdır.
© Ali AYEN Ankara - 2007