kişisel web sayfası, yazılar, yorumlar, makaleler, özgeçmiş
her şey hakkında bir şey veya bir şey hakkında hiç bir şey...

Pendname'den (24 Ağustos 2007)


Mehmet Hengirmen tarafından yayına hazırlanan ve Kültür Bakanlığı Yayınlarının 459. kitabı olarak yayınlanan (1990) Güvahi'nin Pendname'sini okurken, istisnasız her gün en az bir kez kulağıma çarpan ve bir türlü alışamadığım dildeki yanlış kullanımlarla veya dilin tabiatını göz ardı etmeyle ilgili bir yazı daha yazmak için içimden gelen isteğe karşı koyamadım. İlgilenirsen de eyvallah, ilgilenmezsen de.

--------------------------------------------------------------------------------

Acele işe şeytan karışır.

Bu kuralın nerelere uygulandığını ve istisnalarını kim biliyor?
Şeytanın bir işe karışmasının kötü olduğunu kim biliyor?
Deyim veya atasözlerinin tek tek kelimelerini inceleyerek anlamlandırılmayacağının farkındayım. Ancak bu atasözünde "karışmak" kelimesi cümleye acele etmenin iyi bir şey olmadığı anlamını katıyor. "Acele işe labidik karışır," denmiş bile olsaydı aynı anlamı verirdi, "labidik"in ne olduğunu kimse bilmese de. Peki, "acele işe melek karışır," ve "acele işe şeytan yardım eder," cümleleri ne anlama gelir?

Aç esner, aşık gerinir.

Kelime kelime incelenirse anlamsız. Kullanım anlamı: İnsanın hal ve tavırları fiziksel veya psikolojik durumunu ele verir.

Aç gezmekten tok ölmek yeğdir.

Verdiği ders ya da öğüt ne?

Açık ağız aç kalmaz.

"Yaratan yaratıkların rızkını verir," den daha anlamlı bir anlam vermedi.

Ak akçe kara gün içindir.

Birileri bu lafı bir bağlamda kullanırken duymamış olsaydım lafın kesinlikle anlamsız olduğuna karar verirdim. Bir lafın anlamı insanların ondan anladığıdır. İnsanlar genellikle bu laftan tutumlu olmanın erdem olduğunu anlıyor, demek ki anlamı bu. Ama yine de iki soru sormadan geçmeyeceğim:


"Ak akçe" helal para demekse"kara günler" dışındaki günlerde paranın nasıl kazanıldığı önemli değil mi? Helal para demek değilse paranın renginin ne önemi var? (Önerim: Yeşil dolar ($) her gün içindir.)
Bağlama göre "kara gün" zaten parasız gün demek değil mi?
Arife tarif gerekmez.

Eyvallah, ama "tevfik olmazsa tarif işe yaramaz."

Armudun iyisini ayılar yer.

Doğrusu "ahlat" olmalı.

Aşığa öğüt faydasız.

İşte buna diyecek bir şey bulamadım.

Ayağını yorganına göre uzat.

Bu durumda, " Bütün gelişmeler her canlının gelir düzeyinin üstünde yaşamak istemesi gibi evrensel bir arzuya dayanır,"a ne oldu?

Alet işler el övünür.

Alet işlemese de. Bildiğim kadarıyla eller üstüne yazılmış ve söylenmiş tek şarkı var: Eller eller. Yıldırım Gürses söylerdi. Diğerlerinde kısmen ve eller kadar önemli olmayan bölümlerden sonra geçiyor. Sevgilinin göz, kaş, kirpik, yanak, dudak ve bilumum organlarına yapılan övgülerin tamamına eşit övgü eller için yapılmalıydı. Dokunamadan, kucaklayamadan, sarılamadan, okşayamadan öpmek neye yarar? Ellere hayranım.

Tabi lafın anlamının bu yazılanlarla pek ilgisi yok. Bu söz bir işin azını yapanın, şerefin çoğunu sahiplenmesi anlamını taşıyor, ama kullanılan mecazı sevmiyorum.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var.

Bunu diyenlerle, "nerede çokluk orada b*luk," diyenler kavga etseler hangi grup kazanır? İşte sorun burada: Hangi lafı nerede kullanmak gerek? Ne şiş yansın ne kebap!

İyi adam lafının üstüne gelir.

Ama sen yine de "iti an, sopayı hazırla."

Bir günün beyliği beylik.

Kesinlikle katılmıyorum. Sonlu her şey acı verir; son bulduğu için acı verir, son bulacağını sürekli hatırlayacağımız için acı verir. Yaşamak dahil yaşanan her şeyin acı vermesidir bu. Anıları hatırlamak sadece unutmak içindir.

Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.

Hem gerçek anlamı hem de mecazi anlamı anlamsız. Asıl olan mecazi anlam olduğuna göre neden anlamsız olduğunu düşündüğümü anlatayım: Bir insan birden fazla konuda uzman olamaz mı yani? Peki, atalar niye "on parmağında on hüner" deyimini uydurmuşlar?

Can çıkmadan huy çıkmaz.

Davranışçı psikologların görüşü ne?

Çok söyleyen çok yanılır.

Çok söyleyenler kimler? Öğretmenler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, vaizler, milletvekilleri … Acaba hangileri? Ayrıca, "çok söz ozanda yaraşır," ve "çok söz Kur'an'da yaraşır."

Damlaya damlaya göl olur.

Bu enflasyonda mı?

Dayak cennetten çıkmıştır.

Dayağı övüyor mu yeriyor mu?

Deli deliden hoşlanır, imam ölüden.

Tamam, "aynı tür kuşlar birlikte uçar," demek istiyor, ama diyemiyor.


Delinin deliden hoşlandığını kim görmüş?
Bağlama göre "imam imamdan" demeliydi.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

Ya "doğru söylemeyin," öğüdü veriyor,
Ya da doğruyu söylerken politik olmak gereğini vurguluyor.
Biz iyi niyetli davranıp ikinciyi anlayalım.

Dost başa düşman ayağa bakar.

O eskidenmiş. Artık düşman gözlerinin içine bakıyor, gülümsüyor ve iltifat ediyor.

Düşenin dostu olmaz.


"Siz siz olun, düşene dost olmayın," mı?
Yoksa "sakın düşmeyin," mi? (Sanki düşmemek insanın elinde de.)
Ya da "düştüysen dost arama," mı?
Veya öğüt değil de bilgi mi veriyor?
Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.

Eskiden şöyle derlermiş: "Erlik on ise dokuzu oyun." Bence bu daha makul.

Erenlerin sağı solu olmaz.

Bu nedenle normaller onlara mecnun, sekir halinde, sahvede gibi laflar ederler.

Güzel ondur, dokuzu dondur.

Hiç yorum yapmayın, aksini kanıtlayanın alnını karışlarım. ("Alnını karışlamak" takdir ifade eden bir deyimdir, gafil olunmaya.)

Güzele bakmak sevaptır.

Bir şeyin günah veya sevap olduğuna kim karar verir?

Herkesin geçtiği köprüden sen de geç.

Bu lafı ilk söyleyen koyunları da seviyordu herhalde.

Ava giden avlanır.

Her iki anlama da çekilebilir. Duruma göre avı ya da avcıyı övmek için kullanılabilir. Çok işlevli bir atasözüdür, asla yanlış kullanılamaz.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz.

Her iki anlama da çekilebilir. Taşın yosun tutmasının iyi mi yoksa kötü mü olduğu belirtilmediğinden, yerinde duranlar da övülebilir, dolaşanlar da. Tabi yerinde duranları övüyorsa, "çok okuyan değil, çok gezen bilir," gezenleri övüyorsa, "taş yerinde ağırdır," denebilir.

Kendi düşen ağlamaz.

Niye? Bu "kendin düştüysen ağlama," mı demek, "şimdiye kadar kendi düşüp de ağlayan görmedim (yalan!)," mi demek?

Kimse kimsenin kısmetini yemez.

Peki, "yetim hakkı yemek," ne oluyor?

Para dediğin el kiri.

Bunu şimdi "paraya önem vermemek" anlamında kullanıyorlar, ama eskiden paranın elde durmayıp çabucak harcanmasından kinayeymiş.

Şeriatın kestiği parmak acımaz.

Ne yani, yasayla haksızlık yapılmaz mı? Yasanın eli-kolu mu var, kesen insan değil mi?

Takdir tedbiri bozar.

Fatalizm! Sadece bu laf doğruysa tedbir konusunda öğüt veren bütün atasözleri çöpe atılmalı.

Üzümünü ye, bağını sorma.

Burada verilen ahlak dersi ne?

Yanlış hesap Bağdat'tan döner.

Bazen de Amerika'dan dönmez.

Yürük at yemini arttırır.

Anlam pek bariz değil:

Ben yürüğüm diye daha fazla yem ister.
Sahibine fazla kazandırır, o da daha fazla yem verir.
Zaman sana uymazsa sen zaman uy.

Yani, çoğunluğun peşine takıl, "sürüden ayrılanı kurt kapar."



Geri Dön | Ana Sayfa
 
Son güncelleme: 29 Ağustos 2008 23:33
Bu sayfadaki içeriği izinsiz kopyalayan eşek kulaklıdır.
© Ali AYEN Ankara - 2007