 |
Akıl yürütmenin çukurları (I) (25 Ağustos 2007)
Tartışmaları sonuca bağlamanın bir numaralı engeli, bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapılan mantık yanlışlarıdır.
Bu yanlışlar bilinçli olarak yapıldığında iyi niyetli olan tarafın canı çıkar. E, bir düşünün. Sizce önemli bir konu. Delilleri art arda sıralıyorsunuz. Satrançtaki gibi, hiç bir gizli bilgi kalmayacak biçimde kurallarına uygun akıl yürütmelerini yapıyorsunuz. Bütün iyi niyetinizle bir sonuca varmaya çalışıyorsunuz. Ne buluyorsunuz? Ya daha konuşmanızın sonu bile gelmeden muhatabınız lafınızı kesiyor, sanki söyleyeceğiniz her şeyi önceden biliyor ve size karşı-atak yapıyor; ya da, "dam üstünde saksağan" kabilinden bir yorum yapıyor ve cinler tepenize çıkıyor.
Böyle bir durumda ne yapılır? Sizi bilmem, ama ben derhal vites değiştirip aşağıda anlatacağım bütün yöntemlerle muhatabımın üzerine çullanmak veya İncil'de de yazdığı gibi bana "kazan altında çatırdayan odunların sesi" ni hatırlattığını belirten bir imayla kalkıp gitmek arası bir şey yapıyorum.
Muhatabınız akıl yürütmelerindeki (buna usavurma da deniyor, ama ben anlaşılmama stresine girmemek için akıl yürütme diyeceğim) yanlışlıkları bilinçli olarak yapmıyorsa, tartışmanın tadına da doyum olmuyor. Burada tartışma kelimesine dokunmadan geçmeyeceğim. Eskiden kullanılan münakaşa, muaraza, münazara, müzakere, mübahese ve kısmen de istişare kelimelerinin taşıdıkları bütün nüansları bu zavallı kelimeye yüklemiş bulunuyoruz Ama haksızlık bu, öyle değil mi ? (Civciv Calimero'yu hatırlayan var mı?) Münakaşa, muaraza ve münazaradan pek hoşlanmayan biri olduğumdan tartışma dediğim zaman, daha çok, fikir teatisini de içermek üzere, geriye kalanları kastediyorum. Çünkü bu tür tartışmalardan hep (?) bir şeyler öğrenerek ayrıldım. Ayrıca burada sadece "informal fallacies" denilen "formal", yani biçimsel olmayan yanlışlıkları ele alacağım.
Hazır lafını da etmişken, "formal" kelimesinin resmi ya da biçimsel diye tercüme edilmesiyle, bu kelimenin anlamının Türkçe'ye yerleştiğinden emin olmadığımı da ekleyeyim. Örneğin resmi bilim deyiminin kullanıldığına nadiren rastladığım halde biçimsel bilim deyimine hiç rastlamadım. Resmi bilim deyimi de içerik olarak boştu. Formal, ilgili bilim dalının kurallarına ve yöntemlerine uygun olarak, demektir.
Şimdi bir bakalım nelerimiz varmış:
Informal yanlışlıklar bir argümanın formal yapısıyla değil içeriğiyle ilgili olup sunulan kanıtın sonuçla (conclusion) ilgisiz olması veya bir çeşit linguistik muğlaklık içermesi sebebiyle ortaya çıkan yanlışlıklardır.
İlgisizlik (ya da konu dışılık) yanlışları kuvvete, merhamete, otoriteye, veya popüler kişi ya da inanışa başvurmayı içerir. Soru sorma veya kanıtlanması gerekeni kanıt diye sunma da ilgisizlik yanlışları arasındadır. Bu tür yanlışlık içeren akıl yürütme, yorum ya da itirazlara genel olarak, "kes kel alaka, Ferhan?" sorusunu sormak adettir.
Muğlaklık dilde birden fazla anlama gelen kelimelerin anlamlarının birbirine karıştırılmasıyla ortaya çıkar. Bu tür yorumlara da, "yoğurt mu dedin?" şeklinde karşılık verilir.
Şimdi bunları mantıksal bir sıra gözetmeden ele alalım.
Otoriteye başvurma (argumentum ad verecundiam) tartışılan bir görüş ya da inancı desteklemek için "önemli bir kişinin" aynı görüş ya da inancı paylaştığına işaret etmektir. Burada ayırt edici nokta o "önemli kişinin" onun uzmanlık alanına girmeyen konudaki görüşüne başvurulmasıdır. İlgisiz otorite, onu ileri süren kişiye kendisi gibi düşünen başkalarının da bulunduğunu göstererek ona moral destek sağlasa da tartışmanın kaderini etkilemez.
Einstein'ın, "Tanrı zar atmaz," sözünü buna bir örnek olarak verelim ve bunun ne anlama geldiğine ve nerede kullanılıp nerede kullanılmayacağına bakalım.
Einstein pozitif bilimlerin adamıdır, dini konularda formal bilim adına değil sadece kişisel inançları adına konuşabilir. Bu da onu benden daha "önemli" yapmaz, çünkü bu konuda o da benim gibi görmeden, denemeden ve akıl yürütmeden inanmak zorundadır, eğer inanmayı seçerse.
Einstein bu sözü quantum fiziğine karşı olarak söylemiştir. Bu söz kendi bağlamında da yanlış kullanılmıştır. Quantum fiziğinde yanlışlık varsa bu bilim formalizmi içinde gösterilmelidir, dini duygulara başvurarak değil. Bunu yerine şöyle diyebilirdi: "Bu fizikte her ne kadar matematiksel ya da deneysel yanlış bulamıyorsam da evreni istatistik ve olasılık yasalarıyla açıklayan ve anlayabildiğim kadarıyla Tanrı'nın evreni düzenli kurallar çerçevesinde değil de zar atarak yönettiği sonucuna götüren bu fiziği kabul etmekten dini inançlarım beni men eder." (Aslında 1927'de Bohr ve arkadaşları tarafından Quantum Fiziğinin Copenhagen Yorumu ilk defa resmen ifade edildiğinde, Einstein'ın bu fiziğe bilimsel formalizm içinde itirazı olmuştu, ancak Bohr nefis bir savunmayla hem Einstein'ın itirazını çürütmüş hem de bu vesileyle yeni bir belirsizlik bağıntısını kanıtlamıştı.)
Einstein Tanrı'nın evreni nasıl yönetmesi gerektiği konusunda O'nun akıl hocası değildir. Tanrı evreni istatistik ve olasılık yasalarıyla da pekala yönetebilir, sonuçta yasaları koyan Kendisidir ve Einstein'ın bunu aklına sığdıramaması onun kendi sorunudur.
Bir bilim adamı dini konularda en fazla agnostik olabilir, çünkü inanca dayalı ifadelerin ne kendileri ne de aksi ifadeleri (reductio ad absurdum yoluyla) bilimsel olarak kanıtlanabilir. (Bilimsel olmayan görüşler ancak ve sadece kendi içlerinde bir uyumsuzluk olduğunda veya yanlış bilimsel kestirimlerde bulunduğunda çürütülebilir. Örneğin Tevrat'a göre insanın yeryüzünde 5700 senedir bulunuyor olduğu görüşü arkeolojik bulgularla çürütülebilir.)
Bu konuda daha geniş açıklamalar için bak: Tanrı zar atar mı?
Otoriteye başvurma çoğu zaman bastırılmış kanıt (suppressed evidence) yanlışıyla birlikte gelir. Tartışmacı, görüşüne uyan uzmanların görüşlerini serdederken aksi görüşte olanlardan hiç söz etmez. Örneğin Einstein'ın yukarıdaki görüşüne karşılık Hawking de, "Tanrı zar atar, hem bazen zarları göremeyeceğimiz yerlere atar," der. Tabi, Hawking'in bu sözü de yukardaki sebeplerden (2. maddede küçük değişiklikler yapılarak) dolayı geçerli bir kanıt oluşturmaz.
Benzer başka bir yanlış çeşidi de popülariteye başvurma (argumentum ad populum) yanlışıdır. Falan meşhur müzisyenin, sanatçının ya da politikacının benimle aynı fikirde olması veya benimle aynı görüşte olan kişilerin seninle aynı görüşte olan kişilerden sayıca daha çok olması bana moral destekten öte bir anlam taşımaz. Bu aletin reklam alanında yaygın bir kullanımı bulunur. Nastassia Kinski Lux kullanır, Meltem Cumbul saçlarını Blendax'la şampuanlar, Yılmaz Erdoğan İnterbank'la çalışan bir adamın şoförüdür ...
Savunduğunuz görüşü ilk defa ileri sürmüş olan ya da paylaşan kişide bir kusur mu var? O halde, buyurun kişiliği hedef alma (argumentum ad hominem) yanlışına. Darwin evrim teorisini ileri sürdü, çünkü o çok çirkin biriydi; Freud'a kadınlar yüz vermiyordu; Nietzsche kafayı zaten yemişti... Ad hominemin okları sizi de bulacaktır: Senin anlamanı beklemiyorum zaten (="çünkü sen aptalın birisin", "eğitimin yetersiz", "sen şunları biliyor musun bakalım?", "şu şu kitapları mutlaka okumamışsındır", "sen o yolları giderken biz geliyorduk", "biz bunu yaparken sen daha kısa pantolon giyiyordun" ve taç beyit, "saçmalama")
Haydi bütün bunları bir başlık altında toplayalım ve adına genetik yanlışlıklar (genetic fallacies) diyelim. Bu yanlışlıklarda hücumun hedefi kaynaktır. Özetle, "haberciye güvenmiyorsan habere de güvenme." Tartışma bu noktaya gelmişse, taraflar daha ileri gitmek yerine kendi saflarındaki ünlü ve otoritelerin isimlerinin ve karşı taraf hakkında bulabildikleri bütün kusurların bir listesini çıkarır ve bunları sayarsa tartışma sona erebilir. Kimin listesi daha fazla kalem içeriyorsa o kazanır.
Geri Dön
|
Ana Sayfa
|
|
|