kişisel web sayfası, yazılar, yorumlar, makaleler, özgeçmiş
her şey hakkında bir şey veya bir şey hakkında hiç bir şey...

Büyük adamlar mahfeli (24 Ağustos 2007)


"-Beşeriyet gelmiş, bizden bir soru soracakmış. Reyiniz olursa gelsin."

Hazır bulunanlar muvafakatlerini bildirdiler. İlk söz söyleyen zatın emri üzerine odaya beşeriyeti doldurdular.

Beşeriyet adını alan bu adam sefil ve sakat bir zavallı idi. Giydiği eski püskü elbiseler ve sarı yüzü mecliste acayip tezat husule getiriyordu. Reis vekili kendisine hitap etti:

"-Ey beşeriyet! Otur, rahat et ve sorunu sor."

Beşeriyet oturmadı ve dedi ki:

"-Oturmak ve rahat etmek mi? Yazık, acaba yüz binlerce senedir oturacak, rahat edecek vakit mi buldum? Bir taraftan geçim derdi, diğer taraftan kendi vücudumdaki bin türlü hastalıklar rahat etmeğe vakit mi bırakıyor? Bu kadar sefilken yine intihara razı olamıyorum. Ben çok alçak bir kimseyim, çok!"

Beşeriyet hıçkırıklarla ağlıyordu. Son derece müteessir olan meclisi hazin bir sessizlik kaplamıştı. Beşeriyetin üzüntü ve ümitsizliğini hissediyormuş gibi görünüyorlardı. Başkan vekili:

"-Mesele çok büyük. Bunun halli başkanımızın gelmesine bağlıdır," dedi.

Beşeriyet bunun üzerine dedi ki:

"-Hiç olmazsa bu kadar sefalete neye katlandığımı, neden intihar etmediğimi anlasam."

...

O sırada başkan geldi. Meseleyi anladı ve hazır olanlara:

"-Buyurunuz şu dertlinin sorusunu hallediniz." dedi.

Hazır bulunanlardan bazıları şu şekilde cevap verdi:

Halil (İbrahim):
"-Saadet çalışmak, kazanmak ve kazancını hemcinsi ile paylaşmaktır."
Kelim (Musa):
"-Saadet nefsini firavunun ihtiraslarından kurtarmaktır."
Adem:
"-Saadet Şeytana ve Havva'ya uymamaktadır."
Konfiçyüs:
"-Bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktır."
Eflatun:
"-Her zaman yücelikleri düşünmektir."
Aristo:
"-Mantık! İşte saadet!"
Zerdüşt:
"-Saadet karanlıkta kalmamaktır."
Brahma:
"-Saadet mi? Herkesin kanaati ne ise onun aksidir."
Mesih (İsa):
"-Saadet maziyi unutmak, hali hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür."
Lokman:
"-İnsanlar bu kelimeyi bütün üzüntülerini bir sözle ifade etmek için icat etmişler."
Hızır:
"-Saadet ihtirasların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi çakan bir hayalettir."
Buda:
"-Ey Beşeriyet! Saadet yokluğun güzellik isimlerindendir. Nirvana! Ey Beşeriyet! Nirvana!"
Beşeriyet yorgun bir halde yere düştü:

"-Oh! Hangisi, hangisi?" diye mırıldanıyordu.

O vakit başkan ayağa kalktı ve,
"-Ey Beşeriyet! Saadet hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine rıza göstermek ve bunların ıslahına çalışmaktır," dedi.
...


--------------------------------------------------------------------------------

Bu yazı, bir kaç küçük değişiklik ve hazf ile, Sadık Albayrak tarafından baskıya hazırlanan ve Tercüman 1001 Temel Eser dizisinin 35. kitabı olarak yayınlanan Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inde (Hayalin Derinlikleri, s. 118-121) geçtiği biçimde buraya aktarılmıştır.

Bence Ahmet Hilmi bu ülkenin yetiştirdiği nadide beyinlerden biridir ve en büyük suçu da budur: "Göller bölgesinde ada olmak", "Arafta kalmak" veya "kendi semasında bir yıldız olmak" gibi affedilmez bir hata. Onun bu kitabını kaç kere okuduğumu, kaç kere kaybedip, arayıp, bulup yeniden satın aldığımı hatırlamıyorum.

İleride, zaman buldukça yukarıdaki hikayeyi başka kişiler ve onların görüşleriyle zenginleştireceğim; şimdilik şu kadarını söyleyeyim:

Hayatın gerçekten bir amacı var mı? Varsa, bu amaç objektif mi? (Herkese uygulanabilir mi?) Yoksa, "hayatın bütün amacı hayata bir amaç aramak" mı? (Bu zaten kısır döngü, fakat, olur a! Fiziksel dünyanın bir çok bileşeni periyodik, başka bir ifadeyle kısır döngüsel hareket yaptığına göre, niye olmasın? Hepimizin, Güneş gibi, kısır döngünün pençesine düşmüş olmamız akıldan o kadar uzak mı?)



Geri Dön | Ana Sayfa

 
Son güncelleme: 07 Eylül 2010 11:23
Bu sayfadaki içeriği izinsiz kopyalayan eşek kulaklıdır.
© Ali AYEN Ankara - 2007